Çok Bilinmeyen Ama Birbirinden Güzel Filmler

Bazı filmler ne kadar güzel olsa da stüdyosu haliyle bağlı olduğu dağıtımcısının yüzünden hak ettiği izleyici kitlesine erişemeyebiliyor. Bu durum koca bir emeğin maddi olarak karşılık bulmaması demek. Oysa daha kötü filmler stüdyo ve iyi bir dağıtımcıdan ve reklamdan dolayı kak etmediğinden daha fazla gelir elde ediyor. İşte size güzel ama gişede pek iş yapamamış filmler.

1. The Bad Batch

The Bad Batch

Ülkemizde vizyona girmeyen film, öncelikle kadrosunda yer alan; Jim Carrey, Keanu Reeves ve Jason Momoa gibi isimlerle dikkat çekiyor. Filmin yönetmeni de Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız'ın yönetmeni Ana Lily Amirpour.

Film için grindhouse kültürüne yakın, Tarantino severlerin en azından şans vermeleri gereken bir film diyebiliriz. The Bad Batch, yamyam toplulukların hüküm sürdüğü, Texas distopyasında geçen ilginç bir aşk hikâyesi. 

2. Hayalet Hikayesi / Personal Shopper

Hayalet Hikayesi / Personal Shopper

Personal Shopper geçen yıl Cannes'da ilk gösterimini yaptığını film oldukça farklı tepkiler almıştı. İzleyicileri adeta ikiye bölen film, kimileri tarafından beğeni ile karşılanırken kimileri tarafından da oldukça eleştirildi. 

Kristen Stewart'ın başrolünde yer aldığı filmin hikayesi, ikizini bir kalp hastalığı sonucu kaybeden genç bir kadının etrafında şekilleniyor. Yer yer mistik, oldukça gizemli, kırılan camlar ve ektoplazmaların yer aldığı filmin kafaları karıştıran finali, ya sev ya nefret et çizgisine getiriyor izleyiciyi.

3. Colossal

Colossal

Anne Hattaway'in başrolünde yer aldığı canavarlı fantastik komedi diye lanse edilen Colossal, çerezlik bir film olarak izlenmeye başlayıp, gittikçe ilginçleşip, sonunda da düşündürmeye başlayan birkaç farklı türün birleşimi. 

İşini kaybeden, sevgilisi tarafından da evden atılan Gloria çaresiz doğduğu yere dönmeye karar verir. Bu sırada Güney Kore'de bir canavar hasıl olur. Gloria, şehri yerle bir eden bu devasa yaratık ile kendi arasında bir bağ olduğunu keşfeder. Peki ama canavar neden Gloria'yı seçmiştir?

4. Song to Song

Song to Song

İlk bakışta basit bir aşk üçgeni hikayesi gibi görünen Song to Song, aslen Terrence Malick filmlerinin bütününe yayılan dini ve felsefi öğeleri sıradan hikayeler içerisinde günlük ilişkilere yedirerek anlatma durumuna birebir uyan bir film.

Karakterlerin aslen neleri temsil ettiklerini anladığımızda, her şey yerli yerine oturacak, korkmayın.

5. A Cure for Wellness / Yaşam Kürü

A Cure for Wellness / Yaşam Kürü

Aslında Yaşam Kürü'nün tek problemi, fragmanı ile beraber aşırı iddialı bir film olarak lanse edilmesi. Böyle bir beklenti yaratılmamış olsa, eminiz bu kadar eleştirilmezdi de. İsviçre Alpler'ini kendine fon yapan filmin hikayesi sürekli dönüyor ve sonunda yönünü şaşırıyor.

6. Raw

Raw

Listenin yamyam temalı ikinci filmi Raw. Ancak filmin The Bad Batch'in aksine daha gerçekçi bir dünya yaratması, işleri biraz ciddiye bindiriyor. Hatta filmin Toronto Film Festivali gösteriminde bayılan ve dayanamayıp çıkan izleyiciler olmuş.

7. mother! / anne!

mother! / anne!

Yine izleyicileri ve eleştirmenleri ikiye bölen bir film mother! Aronofsky'nin iddialı filmografisine yaptığı son ekleme ile bu yıl Razzie Ödülleri'ne Jennifer Lawrence'ın performansı ile birlikte aday bile gösterildi. Oscar ile Razzie arasındaki o ince çizgi mi desek, ne desek?

8. Kuso

Kuso

Yine yarıda bırakıp çıkılan filmlerden biri. Sundance Film Festivali'ndeki gösteriminde izleyicilere önlem olarak kusmuk torbaları dağıtılmış. Dört farklı bölümden oluşan film, bir grafik korku deneyimi vaat ediyor. Midesi hassas olanlar uzak dursun.

9. Killing of a Sacred Deer / Kutsal Geyiğin Ölümü

Killing of a Sacred Deer / Kutsal Geyiğin Ölümü

Yorgos Lanthimos distopik filmlere imza atmaya devam eden bir yönetmen. İzole bir aile yaşantısını anlattığı Dogtooth, inanılmaz bir ilişki evreni yaratan The Lobster'ın ardından Kutsal Geyiğin Ölümü, ilk etapta biraz daha normal bir film gibi gelebilir. Ancak yine neşter ile kazıdıktan sonra derinin altından çıkanlara bakmak lazım.

10. The Snowman / Kardan Adam

The Snowman / Kardan Adam

Kardan Adam, Let the Right One In'in yönetmeni Tomas Alfredson imzası taşıyor, başrolde Michael Fassbender yer alıyor, kurgusunda ise üç Oscar ödüllü Thelma Schoonmaker adı var. Kamera önünde ve arkasında bu kadar yetenekli isimler olmasına rağmen Kardan Adam, yılın en büyük hayal kırıklıklarından biri olarak anılıyor. 

Sorun kesinlikle uyarlandığı kitapla yani hikaye ile ilgili değil aslında, sorun tamamen yapım aşamasında. Alfredson yaptığı bir itirafta, "tüm hikayeyi almadık ve kesmeye başladığımızda büyük resmi de kaybetmeye başlamıştık. Ve bu da filmin hikayesinin %15'lik bir kısmının çekilmediği anlamına geliyordu." demiş.  Yönetmen daha sonra ekstra çekimler yaptı, ancak olan olmuştu zaten. Bu da filmin birbirinden kopuk sahneler ve ne zaman gelip ne zaman hikayeden çıktığı belli olmayan karakterlerle çevrilmesine neden oldu.


Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)



Facebook Yorumları



Disqus Yorumları