Devr-i Karadeniz: Macera Yorar Ama Monotonluk Öldürür
Biraz macera, biraz huzur, biraz yeşillik, biraz da deniz kokusu… Biz 7 gün süren Karadeniz gezimizi böyle tasvir ediyoruz. Henüz doğanın muhteşem mucizesi ile tanışmadıysanız, çayınızı yudumlarken kısa bir Karadeniz gezisine davet ediyoruz sizleri.

İş arkadaşım Emine ile yapmış olduğumuz bu gezi hakkında anlatılacak çok şey olduğunu düşünüyoruz. Yaylaların güzelliği, bölge halkının sıcakkanlılığı, muhteşem Karadeniz mutfağı… İzmir’den yola çıktığımız ve her anı ayrı bir macera dolu olan gezimizin rotası ise Trabzon, Rize ve Artvin’di. 

Henüz uçak alçalırken Karadeniz’in yemyeşil doğası ve masmavi hırçın denizi ne kadar doğru bir seçim olduğunu gösterir gibiydi. Doğanın sunduğu eşsiz güzellik, semaverdeki çay ve tabi ki de kuymak da işin içine girince çok hoş bir karşılama oldu.

Sümela Manastırı - Maçka

Sümela Manastırı - Maçka

İlk hedef 2 yılı aşkın süredir kapalı ziyarete kapalı olan Sümela Manastırı’ydı. Maçka yolunda yeşilin içinde ilerledikçe, sen nasıl bir mucizesin demekten kendini alamıyor insan. Yeşilin tüm tonlarını barındıran ormanlar sonsuz bir huzurun içine hapsediyor insanın ruhunu. Sümela Manastırı’nın kapalı olması nedeni ile aracı bir yere park ettikten sonra hafif yağmurlu, bol sisli yürüyüşümüz başlıyor. Görevlilerin sis nedeni ile uzaktan dahi göremezsiniz dedikleri Manastırı göremeyeceğiz diye üzülürken, sis perdesi aniden aralandı ve manastır tüm ihtişamıyla ben buradayım diye göz kırptı. O yıllarda insanlar böyle bir yapı yapmayı nasıl hayal etmiş olabilirdi ki? (Not: Manastırın 2 yıl kadar daha ziyaretçilere kapalı olacağı söyleniyor.)

Orta Mahalle - Akçaabat

Orta Mahalle - Akçaabat

Ziyarete açıldığında tekrar gelmek üzere Sümela’yı bırakıp rotamızı bu sefer de Akçaabat’ta bulunan Orta Mahalle’ye çeviriyoruz. Akçaabat denildiğinde akla tabi ki de köftesi ve horon geliyor ama bu şehre geldiğinizde tarihi evleri de görmeyi unutmayın. Aracınızı biraz aşağıda park ettikten sonra Orta Mahalle’nin muhteşem evlerinin tarihi dokusunu gözlemleyerek, arnavut kaldırımlı dar sokaklarda mutlaka yürümelisiniz. Avrupa şehirlerinde sıklıkla karşınıza çıkan eski şehir misali 100’ü aşkın tarihi tescilli tarihi evleri ile tarih meraklıları için oldukça keşfedilesi. Buraya kadar gelmişken tarihi konaklarda bulunan kafelerde çayınızı yudumlayarak Karadeniz’i izleyebilirsiniz. Orta Mahalleyi de geride bırakarak yönümüzü geceyi geçireceğimiz Sürmene’ye çeviriyoruz.

Karadeniz sahil yolu boyunca denizin kokusuna doya doya Sürmene’ye geliyoruz. Öğreniyoruz ki Sürmene’ye gelip de pidesini yememek olmazmış.  Şunu söylemeliyim ki kavurmalı ve peynirli pidesini tatmayı unutmayınız ve pidenizi çatal-bıçak ile yemeyiniz çünkü, tipik bir turist olduğunuzu bu şekilde anlıyorlarmış.(Tüm gün boyunca eğlenceli bir rehberlik yapan dostumuz Eser'e de teşekkürlerimizi sunuyoruz.) 

Uzungöl - Trabzon

Uzungöl - Trabzon

2. gün rotamız Uzungöl oluyor. Arap turist kafilesini Uzungöl'den almaya giden bir amcanın herhangi bir ücret almadan bizi Uzungöl'e götürmeyi teklif etmesi ile sarsılıyoruz. Canım Karadeniz insanı yüzünü göstermeye başlıyor.  Hayli neşeli olan tipik bir Karadenizli olan amcamız, Arap turistlerden yana çok dertli olmalı ki ‘Daha yolda yürümeyi bilmez bunlar.' diye sitem dolu paylaşımlar yapıyor. Uzungöl bilindiği üzere son dönemlerde yapılaşması ile sürekli gündem oluyor. Ancak şunu söylemeli ki her ne kadar gölün etrafına oteller vs. yapılsa da halen güzelliğini koruyor.

Galo Omad - Uzungöl

Galo Omad - Uzungöl

Uzungöl’ün çevresinde biraz dolaştıktan sonra gölü yukarıdan izlemek için Karester yolu üzerinde bulunan Galo Omad’a çıkıyoruz. Oldukça görkemli bu manzara eşliğindeki sabah kahvaltısı ise paha biçilmez bir hale geliyor. 

Yukarı yürümek oldukça meşakkatli olduğu için taksi ile geldiğimiz yolu yürüyerek dönmeye karar veriyoruz. Toprak yollarda tipik Karadeniz yayla evlerinin arasında dolaşmak, yerli halk ile selamlaşarak gezmek hayli hoş bir deneyim oluyor.

Uzungöl’e doyduktan sonra geceyi geçireceğimiz Çamlıhemşin’e doğru yola çıkıyoruz. Öncelikle Of’a, Of'tan Ardeşen'e ve nihayetinde Çamlıhemşin. Of'tan Ardeşen'e uzanan yolculuğumuz da hayli eğlenceli. Oldukça kalabalık Gürcü grup için her ne kadar organ mafyası mıdır diye düşünsek de bol kavgalı, gürültülü yolculuğumuzu gürcü esitileri ile sonlandırıyoruz. Biraz geç gelmiş olmalıyız ki Çamlıhemşin'e gidecek araç bulamayınca, Karadeniz'in gönlü hoş insanları devreye giriyor. Aracı ile bizi götürmeyi teklif eden amca ile öyle bir muhabbete girişiyoruz ki Manisa’dan Karadeniz’e uzanan hiç bitmesin diyeceğimiz bir deneyim daha hafızalarımıza kazınıyor. 

Havanın erken kararmasından mütevellit Zilkale ve Palovit gezimizi ertelemek zorunda kalıyoruz. Fırtına deresi çağlayarak akarken, doğanın yeşili ile iç içe kalıyoruz. Burada ne yapılır ki diye düşünürken bir diğer otele uğramamız ise gecenin seyrini bir anda değiştiriyor. Karadeniz mutfağının enfes lezzetleri olan laz böreği, kuymak, kara lahana sarması ve fasulye turşusu ile burada tanışıyoruz. Otel sahipleri konuklarını eğlendirmek için karadeniz ezgilerini açınca değmeyin keyfimize tadında güzel bir gecenin içinde buluyoruz kendimizi.

Palovit Şelalesi - Rize

Palovit Şelalesi - Rize

3. günün ilk durağı ise bir gün önceden ertelemek zorunda kaldığımız Palovit Şelalesi. Sabahın erken saatleri olduğu için turist kafilelerine yakalanmadan Palovit Şelalesi’nin keyfini çıkarıyoruz. Gürül gürül akan şelalenin hışmına uğrayıp ıslanmamak ne yazık ki mümkün olmuyor. Rize’nin debisi en yüksek şelalelerinden olan Palovit, yaklaşık 15 metre yükseklikten çağlayarak akınca sudan çıkmış balığa dönüyoruz. ( Not: Şelaleye inerken yanınızda su geçirmez bir yağmurluk bulundurmanız şart.)

Zilkale - Rize

Zilkale - Rize

Dağların arasından yükselen 100 metre yükseklikte büyüleyici bir yapı Zilkale. 13. y.y.’da gözetleme kulesi olarak yapılan kalenin yapısı bozulmadan kalabilmiş. Kalenin içine girmek ücretli ve müze kart geçerli değil. Kalenin içine girince, dağların arasından akan Fırtına Deresi’nin yeşille muhteşem uyumunu izlemek hayli zevkli. Rize'ye gelindiğinde mutlaka uğranılması gereken yerler arasında olduğunu söyleyebiliriz.

Pokut Yaylası - Rize

Pokut Yaylası - Rize

Pokut Yaylası yeni yeni ünlü olan bulut denizinin üstünde yer alan muhteşem bir yayla. Hatta ve hatta saklı kalmış bir cennet misali. 2030 metrede yer alan yaylaya gitmek için ihtiyacınız olan tek şey zorlu yollarda sizi yarı yolda bırakmayacak bir jeep. Ayder’e benzemesini istemeyen yayla sakinleri yolun yapılmasına karşı çıkmışlar. Hayli bozuk yolu olan yaylaya sallana sallana 70 dk gibi bir sürede ulaşıyoruz. Yaylaya gittiğimizde ne yazık ki sis hakimdi ve neredeyse sis bulutları gün boyunca dağılmadı. Haliyle Pokut’un o muhteşem manzarası ile ilk gün karşılaşamadık. Tur şirketleri ile Pokut’a gelecek olursanız da çok şanslı olmalısınız ki sis çöktüğünde ortaya çıkan o manzarayı görebilesiniz. . Gün boyunca sisin çökmesini beklediğimiz Pokut her ne kadar güzel yüzünü göstermese de telefonun çekmediği bu yayla kafa dinlemek için muazzam bir kaçış noktası.

Sabah 06.30'da sisi dağıtma çabası :)

Sabah 06.30'da sisi dağıtma çabası :)

Saat 05.00 ile 11.00 arası sisin kalkabileceğini duyunca güne sabah 05.30’da başlıyoruz. Yaylanın temiz havası uykusuzluk, yorgunluk hissettirmiyor insana.  Ve saat 06.30 itibari ile Pokut’un eşsiz güzelliği kendini gösteriyor. Yayla sakinleri ile selamlayarak, muhabbet ederek Pokut’u keşfetmek harika. Böylesine bir doğaya karşı kahvaltı yapmak ise muazzam güzel bir his. Börtü böcek sesleri, ineklerin ilerledikçe çalan çanları, serin mi serin hava...

Pokut’ta kalmak isteyenlere Doğa Konukevi’ni ise şiddetle tavsiye ederiz. Gürcü çalışanlara sahip olan konuk evinde Nona'nın lezzetleri yemeklerini tatmalı, 40 yıllık hatrı olan kahvesini içerek muhabbet etmelisiniz. Gürcü aksanlı Türkçesi ve sımsıcak gülümsemesi ile kendinizi evinizde gibi hissedebilirsiniz. Dünyalar tatlısı Noriko ise size tercümanlık yapabilir. (Ayrıca Pokut'a ulaşmanız için her türlü yardımda bulunuyorlar.)

Sal Yaylası'na giden patika yol

Sal Yaylası'na giden patika yol

Pokut yaylasında konaklamanız durumunda gün içinde Sal yaylasına da yürüyerek geçebilirsiniz.

Sal Yaylası - Rize

Sal Yaylası - Rize

Sis bulutları eşliğinde yemyeşil ormanın içindeki patikayı takip ederek 10-15 dk yürüme mesafesinde bulunan Sal Yaylası'na vardığımızda şansımızın da yaver gitmesi ile 5 dk da olsa sis bulutları kalktı ve güneş açtı.

 Sessizliğin hakim olduğu yayla Pokut ziyaretçilerinin uğradığı adreslerden biri haline gelmiş. Yaylada hizmet veren tek mekan Pilunç Çay Evi. Aile sıcaklığının hissedildiği mekanda karnınızı doyurabilir, çayınızı yudumlarken sütlaçlarının tadına bakabilirsiniz.

Çinçiva (Şenyuva) Köyü

Çinçiva (Şenyuva) Köyü

Pokut'tan Ayder'e doğru giden yolda Çinçiva (Şenyuva) köyünde mola veriyoruz. Dizi çekimlerinin de yapıldığı köy, Çamlıhemşin’e 5 km uzaklıkta ve Fırtına deresi kenarına konuşlanmış bir diğer doğa harikası.

Çinçiva kahvesinde kahvaltı yapabilir, çayınızı yudumlarken sütlaçlarının tadına bakabilirsiniz. Biraz dinlendikten sonra fırtına deresi boyunca uzanan 5 km’lik yolu yürümeye karar veriyoruz. Doğanın bu güzelliğini içinize sindire sindire gezmenizi tavsiye ederiz.

Ayder Yaylası - Rize

Ayder Yaylası - Rize

Ne yazık ki Ayder tam anlamıyla ticarethaneye dönmüş durumda ve hayal kırıklığı. Oteller ve kafe-restoranlar ile dolan yayla Arap turistlerin de gözde mekanı olunca doğanın bozulması kaçınılmaz olmuş. Tam da bu noktada diğer yayla sakinlerinin Ayderleşmek istemiyoruz sitemlerinin ne kadar doğru bir karar olduğunu anlıyorsunuz. İyi bir izlenim bırakmayan Ayder yerine 11 km uzaklıkta bulunan Avusor gibi daha sakin yaylalara çıkmak doğru bir karar olacaktır. Ayder'e uğrayacaksanız da otellerin son bulduğu noktadan sonrasında doğa yürüyüşü yapabilirsiniz.

Mençuna Şelalesi - Arhavi

Mençuna Şelalesi - Arhavi

5. gün rotamızı Artvin’e çevirerek, yayla cenneti Rize’yi ardımızda bırakıyoruz. İlk güzergahımız Mençuna Şelalesi ve Çifte Köprü'ye ev sahipliği yapan Arhavi. 

Mençuna Şelalesi’ne çıkmak için aracınızın bulunması şart olup şehir merkezinden taksi kiralamak da uygun olacaktır. Fakat pazarlık yapmayı da ihmal etmemeniz gerekiyor. Gidiş dönüş ücreti 140 TL’ye kadar çıkabiliyor fakat şans burada da yüzümüze gülünce 40 TL’ye taksi buluyoruz. Belli bir yerden sonra taksiden inip yürümeniz gerekiyor ve bu zorlu parkura hazır olmalısınız. 500 metrelik bol merdivenli ve tırmanmalı parkurun sonunda şelaleye varıyoruz. 100 metre yüksekliği olan şelale, vadiden akarak 200 metre sonra Kamilet deresine dökülmekte. Şelaleden geri dönmek, yukarı çıkmak kadar zor olmuyor. Dönüşte şelaleye yakın bir konumda bulunan kafede karnınızı doyurabilir ve dinlenebilirsiniz.

Çifte Köprü - Arhavi

Çifte Köprü - Arhavi

'Macera yorar ama monotonluk öldürür.' diyerek akışına bırakmayı tercih ettiğimiz gezimizde gözümüzü bir kere daha karartıp kuş uçmaz kervan geçmez yollarda yağmur eşliğinde ıslana ıslana Çifte Köprü’ye geliyoruz. 

Köprülerin 18. y.y.’da yapıldığı belirtilse de 700 yıllık tarihi olduğu tahmin edilen ve turistlerin hayli ilgisini çeken köprüler oldukça görkemli duruyor. Dereden akan suyun sesi ve yemyeşil doğanın içinde huzuru bir kere daha yakaladığınız köprünün çevresinde 2 adet kafe mevcut olup çayınızı yudumlarken hem yorgunluğunuzu atabilir hem de bu tarihi güzelliği tablo gibi izleyebilirsiniz.

Çifte köprüyü de gördükten sonra taksi ile Arhavi'ye dönüyoruz. Özellikle belirtmek isterim ki burada taksiciler evinde sizi misafir edecek kadar cömert ve alçakgönüllü. Tatil boyunca araç kiralamayıp gezmenin cefasını çekmek yerine sefasını sürmek tam da bu noktada bir kere daha anlaşılıyor. Arhavi'de güneşi batırırken konaklayacağımız Hopa'ya geçiyoruz. 

Hopa, tipik bir Karadeniz sahil ilçesi. Açıkçası Batum'a yakın olması dışında görülesi bir yer olduğunu söyleyemeyiz. Sahilde yer alan kafelerde karnınızı doyurup keyifli vakit geçirebilirsiniz.

Karagöl - Borçka

Karagöl - Borçka

Ve sona doğru yaklaşırken kendimizi Borçka'nın doğa harikası Karagöl'de buluyoruz. Bir tur şirketinin aracı ile ulaştığımız Karagöl yolunda, tur ile gitmenin büyük bir hata olduğunu bir kere daha anlıyoruz. Tur şirketleri gezmek için 1 saat gibi kısa bir süre ayırıyor ki bu süre Karagöl'ün yemyeşil doğasında kaybolmak için size yetmeyecektir.

Sisler içine gömülen Karagöl'de yağmura rağmen çok keyifli vakit geçirdik. Gölün etrafını mutlaka dolaşmanızı, yeşilin sayamayacağınız kadar çok tonunu görmenizi öneririz. Gölün çevresinde gezintiye başlamadan önce mutlaka dinlenmeniz sizin için avantaj olacaktır. Tamamını dolaşmak yaklaşık 2 saat sürerken, kamp yapmaya gelenlerin yanına gidip dinlenmek bir diğer alternatif. Karagöl'de bir adet kafe mevcut olup çayınızı yudumlarken kendinizi huzurun içinde kaybetmemek elde değil.

Karagöl'de 5 saat kadar vakit geçirdikten sonra konaklayacağımız Klaskur köyüne doğru yola çıkıyoruz. Bu sefer dönüşümüz İstanbul'dan çıkıp gelen genç misafirler ile.

Geceyi Klaskur köyünde geçirdikten sonra kalbimizi Karadeniz'de bırakarak dönüyoruz. Ama şunu da biliyoruz ki bir daha geleceğiz.

Hayatın karmaşasından bir nebze olsun uzaklaşmak istiyorsanız Doğu Karadeniz turu tam da size göre. Biraz aksiyon, fazlasıyla doğa yürüyüşü istiyorsanız çok düşünmeyin ve yola çıkın.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları