Sosyallik nedir? Sosyalleşmek nedir?
Sosyallik nedir? Sosyalleşmek nedir? hazır mesailer de bitiyor ve sosyalleşme ritüelleri kapıda iken...

"Sosyallik nedir? sosyalleşmek nedir? sosyalleşme ritüellerimiz ne kadar gerçek ve samimi?" diye düşünüyordum.

Bu uyuşturucuya ihtiyacın var.

İş/okul çıkışı iki, üç, beş vs sayıda arkadaş ile bir araya gelinebiliniyor bir şekilde. Bize/size bunu yaptıran güdü nedir? Altında aslında neler gizli? Ve o gizli olan şeylerle yüzleşmeye cesaretli mi herkes? Yoksa "kaçmayı mı" tercih eder?

Tıpkı "iş/ler/in, iş yerinin, iş ortamının" bunaltmasından (tabi bu da ne kadar gerçek? yani belki bu da başka bir "zannetme" halidir) kaçıp sosyalleşmeye gitmek gibi. Evet bence sosyalleşme isteğinin başlıca nedenlerinden birisi başka bir bunalım halinden kaçıp kurtulma isteği. Off çekip bir sigara yakmak gibi. Bunu yapınca o bunalım halinden en fazla geçici olarak hissizleşiyorsunuz tabi. O kadar. Tv'de hoşunuza gitmeyen bir yayın görünce kanalı değiştirmek gibi. Ama bu o yayını yok etmiyor ki. Arka planda devam ediyor. Tv çalışmaya devam ediyor çünkü. Yakılan sigara gibi, kaçılan sosyal ortam ve sosyalleşme eylemi, tam tersi bir etki yapıp ana konuyu besleyen başka bir güç oluyor aslında. Sigara yakıp belli bir sorundan kurtulan olmuş mudur ki hiç? Sanmıyorum. En fazla bir süre sonra bir sigara daha yakacaktır o kişi. Parçalı molalar yaratıp, "devamlı" süren olumsuzlukları geçici olarak unutturan, geçici hissizleşme halleri. o kadar.

Diğer bir neden olarak "arkadaşlarımla vakit geçirmeyi seviyorum" sunulacaktır büyük ihtimal. Bu şekilde duyunca güzel geliyor. Arkadaş-sevgisini getiriyor akla. Sorun yok bu haliyle di mi? O "vakit geçirmek" ile "arkadaş-sevgisinin" altının da çok kurcalanmadığını düşünüyorum. "O esnada vakit nasıl geçiriliyor?" diye sorulaştırmak lazım. Ya da "arkadaşını sevme nedenin nedir?" gibi. Ama bunlara uydurma cevaplar, bahaneler vermemek/üretmemek önemli. Dürüstçe yüzleşebilmek önemli. Maalesef o vakitler daha çok "anlatarak" geçiyor. "Dinleyerek" değil. Arkadaşını seviyorsun çünkü büyük ihtimal ona muhtaçsın. Çünkü seni "dinlemesi" lazım. Bu uyuşturucuya ihtiyacın var. İş yerindeki bunalım anlarında olsun, arkadaşlarının etrafında olmadığı zamanlar olsun; gittikçe "değersizleştiğini" düşündüğün sen'in, gitgide eriyip, silikleşip moleküler olarak yok-olduğunu düşündüğün sen'in, tekrar beslenmesi, tekrar harlanması gerek. Bu da "sen'i uzun uzun anlatabileceğin" o vakitlerde mümkün olabiliyor.

... pohpohlanmak, övülmek istiyorsun.

Görsel olarak da vitrinleşebilmiş olman gerek. Aşk'ın bile ilk olarak, görsel gözlem yoluyla ışık hızında onaylanarak mümkün olduğu bu sistemde; "güzel görünüyor" olmak şart. Güzel giysilerini, ayakkabılarını, bilekliklerini, küpelerini, kolyelerini, parfümlerini, gözlüklerini, saç şekillerini, sakal bıyık şekillerini, duruşunu, konuşmanı, beden dilini harmanlayıp ortaya çıkardığın model ile arkadaşlarının arasına karıştığında en azından, daha sonrasında "x'i kötüydü, y'si çirkindi, z'si sıradandı" gibi negatif etiketler/yorumlar almamayı garantilemiş oluyorsun. Tabi bu kadar ayrıntıyı düşünüyorsun fakat atladığın bir şey oluyor: tüm bunların oluşturduğu sen'i, sadece senin bu kadar düşünüyor olduğun. Sadece senin için bu kadar önemli bu sen. O yüzden samimiyetin ötesine geçip inandırıcılığını yitirmiş olan nezaket rolünü bir kenara koyduğumuzda, arkadaşlarının "benini" dinlemek yerine "kendini" anlatmak, tüm o sosyalliğin bel kemiği halini alıyor. Çünkü ne kadar çok kişinin anlık zihninde (sen bunu kalıcı bir kaya gibi düşünüyorsun) "sen" olursa, ne kadar çok kişi seni düşünüyorsa, sen de o kadar çok var olduğuna inanıyorsun. Bir tür "kendini anlatma seansları" haline geliyor sosyalleşme buluşmaları denilen zamazingo. Öteki tarafta çoğunluk tarafından "madem ki çoğunluğuz, neden haklı olmayalım ki" yetkisiyle yarattıkları "asosyal" damgasını yemek de var çünkü. O da bir "negatif etiket" ve bu etiketi de üzerimize yapıştırmalarını istemeyiz değil mi ama? :D

Sürekli kendini anlatmak, anlattığının beğenilmesini, onaylanmasını, takdir edilmesini, hak verilmesini, pohpohlanmak, övülmek istiyorsun. Mutluysan bu mutluluğun görülmesini, üzgünsen de bunun teselli edilmesini istiyorsun. Ve daha da önemlisi tüm bunların çok doğal olduğunu, gayet normal olduğunu, böyle yapılması gerektiğini savunuyorsun. "İyi güzel de gerçekten arkadaşımsan, dostumsan, BENİM adıma mutlu olman gerekmez mi zaten?" diyorsun. Ve oradaki "benim" büyük harfle yazılıyor, altı kalın kalın çiziliyor ve durmadan ben, ben, BEN... diye yankılanıyor. Herkesin tüm enerjisini o BEN'in içine aktarması, feda etmesi gerekiyor. Yoksa iyi bir arkadaş, dost değilsindir. Yersin damgayı.

Bu "sosyalleşme seansının" sonrasında, tatmin-olmuşluk hissi (kandırmacası) içerisinde (ki o anda hemen başlayacaktır yeni bir açlık hali damla damla) bir sonraki beslenme anına kadar mevcut çemberde al-başa yapılmaya başlanacaktır.

O değil de, ki hani bugün de hazır cuma ya, akşam iş ya da okul çıkışı bir yerlerde sosyalleşmesek mi, müzik diye sunulan gürültülü mekanlarda birbirimizi duyamadan içmesek mi acaba? :)

/pause

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları

Disqus Yorumları