Hürriyet Gazetesi, Cuma günü Kelebek ekinde sanatçı Hande Soral'ın bir fotoğrafını basmıştı. Basılan fotoğrafta Hande Soral'ın uçuşan eteğinin altında iç çamaşırı görünüyordu.

Bu fotoğrafı basın ahlak ve ilkelerini hiçe sayarak basmakta bir beis görmemişti. Bunun üzerinde haberi görüp şok yaşayan Hande Soral Twitter hesabından Hürriyet'i bombardımana tutmuştu. 

Gelen tepkiler üzerine de Hürriyet Okur temsilcisi özür babında şöyle bir yazı yayımladı.

http://www.hurriyet.com.tr/frikik-gazeteciligi-40076616

KADIN oyuncu Hande Soral’ın sırttan çekilmiş fotoğrafı cuma günü Kelebek’in birinci sayfasının tam ortasında, en görünür yerinde yayınlanmıştı.

Rüzgârda uçuşan eteğinin altından kalçası ve iç çamaşırı görünüyordu. 

Fotoğrafa okurlardan tepki gecikmedi. Ünlü de olsa bir kadının böyle bir fotoğrafının yayınlanmasının yanlış olduğunu savunuyorlardı. Sosyal medyada da eleştiriler birbirini izledi.

Hande Soral da böyle bir fotoğrafının yayınlanmasına üzülmüştü. Tepkisini Twittermesajlarıyla duyurdu. “Bu sabah Hürriyet gazetesinde gördüğüm fotoğrafımın şokunu atlatmam mümkün değil” diyen Soral, bu fotoğrafın yayınlanmasını özetle şöyle eleştiriyordu:

“Tamamen habersiz ve savunmasız bir durumda çekilmiş bir fotoğrafın bir gazetenin manşetinden afişe edilmesinin bana, aileme vereceği üzüntü ve zararı nasıl göremezsiniz? Yazıklar olsun, bu mu habercilik ve magazin anlayışınız? Sırf tanınan biri olduğum için mi bir kadını aşağılama, afişe etme hakkını habercilik gücünün altında kullanıyorsunuz. Bu kesinlikle gazetecilik değildir. Kadına şiddetin başka bir türüdür, istismardır, tacizdir!”
Soral’ın bu eleştirisi, bizi magazin gazeteciliği ile ilgili olarak geçmişi hayli eski bir tartışmaya götürüyor. Magazin gazetecileri, ünlülerin yaşamlarına istedikleri gibi girebilir, istedikleri fotoğrafı çekebilirler mi? 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, paparazzilerin çektiği ve Almanya’da yayınlanan fotoğrafları için açtığı davada Prenses Caroline’i haklı bulmuştu. Mahkeme, özel hayata müdahale edildiğini ve o fotoğrafların “toplumda genel ilgi uyandıran bir tartışmaya katkıda bulunmadığı”na karar verdi.
Türkiye’de de Sezen Aksu’nun kiraladığı tekneden denize girerken gizlice bikinili fotoğraflarının çekilmesi davasında benzer bir karar çıkmıştı. İki yıl kadar önce sonuçlanan davada, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Aksu’nun “özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğine” karar vermişti. Prenses Caroline davasına atıfta bulunulan kararda magazin gazeteciliği eleştiriliyordu:

“Magazin basınında yer alan fotoğraflar genellikle ilgilisinin zulüm hissi yaşamasına neden olan, sürekli devam etmekte olan bir taciz ortamında çekilmiş olabilir. Basının şöhret sahibi kişilerin bu tür fotoğraflarını yayımlarken bu kişilerin rızalarını da göz önünde bulundurması gerekir. Özel hayata ilişkin görüntülerin yayımlanmasında kamu yararı olmadığı görülmektedir.”
Bu iki kararı aktardıktan sonra Kelebek’teki Hande Soral fotoğrafına dönelim. Bu fotoğrafın yayınında kamu yararından ya da genel ilgiden bahsedemeyiz. Bu fotoğraf, kadın oyuncunun mahrem alanına apaçık müdahaledir.
Gazetecilik açısından bakarsak, bir fotoğrafın yayınlanması için “haber değeri” olması gerekir. Bu fotoğrafa haber değeri katan ne? Kamu yararı, genel ilgi vb. olmadığı gibi okuyucuların böyle bir fotoğrafı merakla bekledikleri de söylenemez herhalde. 
Dünyada başka ülkelerde ve internetin kuralsız evreninde bu tür fotoğrafların yayınlanması da ölçü olamaz. Bu gerekçeyi öne sürmek, Hürriyet’i bir bulvar gazetesi kategorisine sokmaktır. Hem burası Türkiye, bu ülkede gazetecilik yapıyoruz. 
Açıkça söyleyelim, bu fotoğraf Hürriyet’e ve tabii Kelebek’e hiç yakışmadı. Modası geçmiş ve cinsiyetçi “frikik gazeteciliği”nin yeni örneklerini bu gazetede görmemeliyiz.

Haberimizin başlığına dönecek olursak;
Hande Soral'ın  kurbanlardan biri olmadığını hafızalarımızı tazeleyerek hatırlayalım.

Hüsnü Savaş ve Burcu Göksüzoğlu olayı: "Muhabirin İş Kazası"

Sene 2003. Yani bundan tam 13 yıl önce, Hande Soral olayından daha kötüsü yaşanmıştı.

Bu sefer olayın baş rolünde Hüsnü Savaş adından bir muhabir vardı. Kurban ise SKY Türk TV muhabiri Burcu Göksüzoğlu'ydu.

 Hüsnü Savaş adındaki muhabir, kendisi gibi  muhabir olan arkadaşının  g-string'li fotoğraflarını çekmiş ve bunu da Hürriyet Gazetesi yayınlamıştı.

Burcu Göksüzoğlu iş kazasına kurban gitmiş, eğildiğinde pantolonu belinden hafifçe sıyrılmış ve iç çamaşırı görünmüştü. Bunu fırsat bilen Hürriyet muhabiri de hemen makinesine sarılmış bu anın fotoğrafını çekmişti. Çekilen fotoğraflar Hürriyet Gazetesinin sayfalarında yer almış ve buna da, "Muhabirin İş Kazası" başlığını atmışlardı.

O yıllarda bu "Habercilik" ciddi şekilde tartışılmış ve yine açıklamayı yapmak Hürriyet Gazetesi Okur Temsilcisine kalmıştı. 

Hürriyet Gazetesi Okur Temsilcisinin 15 Aralık 2003 'te yaptığı açıklama da şöyle olmuştu.

http://www.hurriyet.com.tr/okur-temsilcisine-mektuplar-189785

Bir fotoğraftan dersler

HÜRRİYET'te geçtiğimiz cuma gün yayınlanan ‘‘Muhabirin iş kazası'' başlıklı fotoğraf, Hürriyet'in içinde ve dışında tartışma yarattı. Eleştirilerin çok büyük çoğunluğu medya içinden ve en çok da kadın gazetecilerden geldi. Hürriyet Kadın Grubu ve başta Fatih Altaylı olmak üzere bazı Hürriyet yazarları da fotoğrafın yayınlanmasına tepki gösterdiler. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Çağdaş Gazeteciler Derneği de fotoğrafı kınayan bir açıklama  yaptı.

Hürriyet'in, okurlarımızın görmediği, kendi bünyesinde özel bir internet sitesi var. Çalışanlar, bu sitede görüşlerini özgürce yazıyorlar ve fotoğraf burada da bir hayli eleştirildi. 

Eleştirilere ben de katılıyorum. Çalışırken, istemeden ortaya çıkan bir görüntü, referans gazetesi olan Hürriyet'te yayınlanmamalıydı.

HÜRRİYET'İN FARKI

Ancak şunları hatırlatmak istiyorum: Öncelikle, ‘‘Ya sizin yakınınız olsaydı’’ eleştirisi çok haksız. Gazeteci, kendi yakını da olsa tarafsız olmalı. İkincisi, fotoğraftaki bir manken de olsa fark etmez, kayıtsız kalınmamalı. Üçüncüsü, gazeteciler görev yaptıkları yerlere göre giyimlerine özen göstermeliler. Batı'da ciddi medya kuruluşları, buna özen gösterilmesini şart koşuyor.

Bu tür tartışmalar, kendisini okur eleştirisine açan Hürriyet'in farkını sergiliyor. Çünkü Türkiye'de yayın ilkesi bulunan gazetelerin başında Hürriyet geliyor. Hürriyet ve Milliyet dışında okur eleştirisi hiç yayınlanmıyor. Yani bu fotoğraf, bu iki gazete dışında bir gazetede yayınlansa, okuduğunuz bu eleştirilerin hiçbirini göremeyecektiniz.

Bir de şunu eklemek istiyorum: İnternetteki bazı medya siteleri, Hürriyet'i eleştiriyorum bahanesiyle aynı fotoğrafı, aynı sayfada pek çok kez kullandılar. Bu da fırsatçılık.

TOPLANTIDAKİ FARKLI GÖRÜŞ

Bu arada Hürriyet'in Yazı İşleri toplantısında dile getirilen bir görüşü aktarmadan edemeyeceğim:

‘‘Bundan bir süre önce bir başka gazete, bir komutanın kızının ABD Konsolosluğu'nda verilen bir davette çekilen fotoğrafını kapak yaptı ve iki gün boyunca da tekrarladı. O günlerde ne bir köşe yazarı, ne de bir basın kuruluşu bununla ilgili herhangi bir tepki vermedi.

Bu durumda insanın aklına şu soru geliyor:

Basın kuruluşları ve köşe yazarları ya Hürriyet dışındaki gazeteleri gazete saymıyor, ya da medya mensupları dışındaki insanları insan saymıyorlar.’’

Ancak ben meslektaşlarımızda böyle bir duygu olduğuna inanmıyorum. Yine de bu soruları dikkate almalıyız.

Bir meslektaşımız için gösterdiğimiz bu hassasiyetin dört, beş, hatta on katı fazlasını gazeteci olmayan insanlar için göstermeliyiz ki inandırıcı olalım. Yoksa bu eleştiriler mesleki bir egoizm veya Hürriyet düşmanlığının ötesine geçemez ki bu da bütün mesleğe zarar verir.

YAZI İŞLERİ: ORTAK KARARIMIZ

Hürriyet Yazı İşleri'nin bu konudaki görüşü de şöyle:

‘‘Foto muhabiri görevini yaptı. Onun işi fotoğrafı çekmek. Bunda bir sorun yok. Fotoğrafın kullanılmasına gelince: Bunda gece ekibinin bir sorumluluğu yok, fotoğrafı yazı işleri kadrosu gördü ve yayınlanması için gececilere bıraktı. Ama mesleğin içinden bu kadar çok eleştiri geldiğine ve bu eleştirilerin birkaçı hariç samimiyetine inandığımıza göre, bu fotoğrafın yayınlanması doğru değilmiş. Kariyerinin başında bir meslektaşımızın böyle bir olaya konu olmasına biz de çok üzüldük.’’

Yani bu olaydan şunu öğrendiklerini söylüyorlar:

‘‘Hürriyet'te çalışmanın, tıpkı New York Times ve Le Monde gibi gazetelerde olduğu gibi ekstra bir sorumluluğu var. 

Ama umarız bu tartışma, medya mensuplarını ve basın meslek kuruluşlarını öteki insanlar konusunda da daha duyarlı olmaya yöneltecektir.

Bir meslektaşımız için gösterdiğimiz bu hassasiyetin çok fazlasını, başka bir insan için gösterdiğimiz gün meslek çok şeyler kazanmış olacaktır.’’

Hürriyet Gazetesi'nin Mağdur Ettiği Sky Türk Muhabiri Burcu Göksüzoğlu Böyle Teşhir Edilmişti

Hürriyet Gazetesi'nin Mağdur Ettiği Sky Türk Muhabiri Burcu Göksüzoğlu Böyle Teşhir Edilmişti

Hürriyet Gazetesinden Hüsnü Savaş,  Sky Türk muhabiri  Burcu Göksüzoğlu'nu arkasından böyle fotoğraf çekmiş, ''Muhabirin İş Kazası'' başlığıyla 12 Aralık 2003 tarihinde haber yapmıştı. 

Bu olay üzerine Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) İstanbul Haber Müdürlüğü çalışanları, Hürriyet gazetesine “kınama” mesajı gönderdiler

Haber Müdürlüğünün 11 çalışanının imzasıyla yayınlanan kınama mesajında gazeteciler, şu ifadelere yer verdiler:

Hürriyet’in teşhirciliği

* Hürriyet gazetesinde yayımlanan haber ve fotoğraf, “özel yaşamın gizliliğine yapılan saldırıların geldiği son nokta”dır.

* Aynı işi takip eden iki haberciden, fotoğraftaki bayan muhabir işine yoğun olarak konsantre olmuşken, Hüsnü Savaş'ın konsantrasyonunu "haber"e değil, "bel altına" yönlendirmesi sorgulanması gereken bir tavırdır. Bu fotoğraf, gazetenin editoryal bakış açısının da teşhirciliğe yönelişini somutlaştırmaktadır.

* Bu fotoğraf "iş kazası"dır; ama "Hüsnü Savaş ve Hürriyet gazetesinin iş kazası"...

* Hüsnü Savaş ve Hürriyet gazetesini etik kurallara saygıya davet ediyoruz. (BB)

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEGİ İSTANBUL ŞUBESİ’NDEN ŞU AÇIKLAMA YAPILMIŞTI

 12 Aralık tarihli Hürriyet Gazetesi’nin 25. sayfasında “Muhabirin İş Kazası” başlığıyla ve Hüsnü Savaş imzasıyla yayınlanan fotoğraf ve bilgileri mesleğimizin yazılı olan ve olmayan kodları bir yana bırakılsa bile insani değerler taşıyan herkes için “utanç verici” olarak görüyoruz. Mesleğini yapmaya çalışan bir kadın gazeteciye sadece kadın olduğu için girişilen bu örtülü ve cinsiyetçi saldırıyı kınamak bile bize çirkin geliyor.. Hürriyet Gazetesi yöneticileri bu herkesi rahatsız eden çirkinliği bütün sonuçlarıyla telafi edecek girişimleri acilen yapmalıdır. Çağdaş Gazeteciler Derneği bu olayın insanı, ahlaki ve hukuki yönleriyle takipçisi olacaktır. Saygılarımızla

Burcu Göksüzoğlu Basın Konseyi'ne Şikayette Bulunduysa da "Dikkate" Alınmamıştı

''Durumu değerlendiren Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 'şikayet konusu haber ve fotoğrafın bayan muhabir Burcu Göksüzoğlu'nu aşağılayıcı unsurlar taşımadığı, muhabirin görev yaptığı bir yerde özel yaşamının söz konusu olamayacağı, gazeteciliğin sıfatına gölge düşürebilecek bir davranış veya insani değerleri incitici bir yayın bulunmadığı' görüşünü benimseyerek, Basın Meslek İlkeleri'nin 'Kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez' şeklindeki 4. madde, 'Kişilerin özel yaşamı kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında yayın konusu olamaz' şeklindeki 5. madde, 'Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır' şeklindeki 12. madde ve 'Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır' şeklindeki 13. maddesinin ihlal edilmediğine ve haber değeri olan bu fotoğrafı yayınlayan Hürriyet Gazetesi ve fotomuhabiri Hüsnü Savaş hakkındaki şikayetin 'yersizliğine' oybirliği ile karar vermiştir.''

Hıncal Uluç "O Zamanlar"da da Hıncal'dı



"Ben O Resmi Basardım,"
"Ya Annem Babam Görürse," 
"Mesela G-String Külot mu Acaba?"

Hıncal Uluç "Muhabirin İş Kazası" haberinin en tartışmalı olduğu dönemlerde yazdığı yazılara bu başlıkları atmıştı. 

Sky Türk Muhabiri  Burcu Göksüzoğlu bu sefer de Hıncal Uluçtan şikayetçi olmuştu. Basın Konseyi yine  Burcu Göksüzoğlu'na olumsuz cevap verdi.

‘‘Basın Konseyi, şikáyet konusu yazının bayan muhabir Burcu Göksüzoğlu'nu aşağılayıcı unsurlar taşımadığı, gerçeğe aykırı bir yayın bulunmadığı görüşünü benimseyerek, Basın Meslek İlkeleri'nin, (Kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez) şeklindeki 4. Madde ve (Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz) şeklindeki 6. Maddesinin ihlál edilmediğine ve bu nedenle Sabah Gazetesi yazarı Hıncal Uluç hakkında şikáyetin yersizliğine oybirliğiyle karar vermiştir.’’

Basın Konseyi'nin verdiği bu karar o dönemin etkili kadın yazarlarının da tepkisini çekmişti.

ECE TEMELKURAN- MİLLİYET 
İğrenç bir şey 

İNANAMIYORUM bu karara. Bir habere gidiyorsunuz; haberi unutup bir kadının donunun fotoğrafının çekiyorsunuz. Bunu iş edinip gazeteye getiriyorsunuz. Gazete de bunun üzerine son derece erkek bir muhabbet oluyor ve ondan sonra bu gazetedeki herkes bunu iş edinip gazeteye basıyor. Başka işleri mi yok bu insanların? İğrenç bir şey. . 

DUYGU ASENA 
Erkek Basın Konseyi
 

DEMEK ki Basın Konseyi de bir erkekler topluluğu. Burcu, bu pozu özellikle vermediğine göre nasıl "taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilir?" Taşıdığı sıfatın saygınlığına asıl gölge düşürenler, kadınların vereceği 'frikik'ler peşinde koşup, bunu 'haber' diye yorumlayıp, gösterme amacı taşıyanlardır. Bu kararı çok 'erkek' buluyor ve kınıyorum. . 

NURCAN AKAD- AKŞAM 
Ben yayınlamazdım
 

BASIN Konseyi'nin o toplantısında ben yoktum. Eğer katılmış olsaydım kesinlikle muhalefet ederdim. Bu fotoğraf diyelim ki yayınlandı ve orada muhabirin yüzü gözükmüyor; bunu deşifre etmenin de yeri yok zaten. Haberi bir iş kazası olarak verip isim vermeden geçebilirlerdi ama yine ekliyorum, ben olsam böyle bir haberi yayınlamazdım. . 

Sky Türk Muhabiri Burcu Göksüzoğlu'nun bu talihsizliği kitaplara da konu olmuştu

Sky Türk Muhabiri  Burcu Göksüzoğlu'nun bu talihsizliği kitaplara da konu olmuştu

Önder Şenyapılı tarafından yazılan kitabın tanıtım yazası şöyleydi.

12 Aralık 2003 günlü Hürriyet Gazetesinin orta sayfasında yukarıdaki fotoğraf yayımlandı. Altında da kısa bir haber. Bir kadın muhabirin iç çamaşırının gözüktüğünü anlatan kısa haber... Fotoğraf ve haber, yeni haberler, yazılar, yorumlar, vb. yazılıp yayımlanmasına yol açtı. Böylece, Basın Konseyi'nin 'olay'la ilgili kararının yayımlandığı 19 Mart 2004 gününe değin, -- bir başka anlatımla, 4 ayı aşkın süreyle Türkiye'nin "incir çekirdeği gündemi"nin ana maddelerinden birini oluşturdu "Muhabirin iş kazası". Bu kitap, 4 ayı aşkın süreyle Türk kamuoyunu oyalayan (ayrıca, öncesi ve sonrası da olan) bu incir çekirdiği gündem maddesinin bütün yönleriyle kayda geçirilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)



Facebook Yorumları



Disqus Yorumları