Horma Kanyonu
4-5 Haziran 2016 tarihi için ilk planlanan etkinlik yine Horma kanyonu idi. Fakat yağış nedeni ile etkinliğin yerini Deretop kanyonu olarak değiştirildi. Benim açımdan iyi olmuştu, en azından görmediğim bir kanyonda bulunacaktım ve kanyon içinde kamp yapılacaktı. Bu da benim için bir ilk olacaktı.

Valla kanyonunun büyü cezbetmişti beni aslında. Yine mallık yaparak çöp poşetleri ile kanyona girme niyetimiz vardı geçen sene. Belki de artık yaşlanmaya başladığımız için ilk defa dedik ki eğitim alalım. KAD ile tanışmamız bu şekilde oldu. Daha önce kış dağcılığı eğitimi almıştık ama onda eğitim var diye gitmiştik. Bu sefer aradık eğitim nerede var, ne yaparız diye. Horma kanyonu ilk kanyonumdu ve çok keyif almıştım geçen sene. Bu sene 8 haftalık eğitimi sonunda tamamlayıp artık sertifikalı bir kanyoncu olmuştum.

4-5 Haziran 2016 tarihi için ilk planlanan etkinlik yine Horma kanyonu idi. Fakat yağış nedeni ile etkinliğin yerini Deretop kanyonu olarak değiştirildi. Benim açımdan iyi olmuştu, en azından görmediğim bir kanyonda bulunacaktım ve kanyon içinde kamp yapılacaktı. Bu da benim için bir ilk olacaktı.

3 Haziran gecesi 00:00 civarında Bakırköy'den yola çıkıldı. güzel şehir İstanbul'un trafiğinden dolayı Bostancıdan arabaya binmem yaklaşık 02:00'yi bulmuştu. Eskişehir'e kadar devam edip oradan da ekibe katılacak olan 3 kişiyi almak üzere yola koyulduk. Gece minibüs koltuğunda bu cüsse ile nasıl uyuduğumu bile bilmiyorum.

Sabah Eskişehir tren garında ekibin diğer 3 üyesi ile buluşup Alpu ilçesine doğru yola çıktık. Bu arada Meral abla özel bir nedenle aramızdan Eskişehirde ayrılmak zorunda kalmıştı. Alpu ilçesine gelmeden "acaba geçen sene sakladığımız tencereler duruyor mudur?" geyikleri yapılıyordu. İlçeye sabah çok erken geldiğimiz için açık olan ilk yerden tencereleri aldık. Son kişisel alışverişleri de yaparak Karacaören köyüne doğru yola koyulduk. Yol dar ve virajlı idi fakat biraz gittikten sonra girdiğimiz o güzelim ormanlık alan için bile gidilebilecek bir yerdi. Kahvaltımızı köyün hemen girişinde yer alan Ormancılara ait bir yerde yaptık. Hazır durmuşken de üstümüzü değiştirip kanyon moduna girmeye başlamıştık. Tabii burada artık çantaları da kanyona girecek şekilde hazırlamak gerekiyordu.

Dernekte verilen eğitimlerden birisinde çanta hazırlama dersi de vardı. Bir etkinlikte olduğunuzu düşünün; çantanızı tüm gün boyunca atıyorsunuz, sürekli suyun içinde, yeri geliyor üstüne yük bindiriyorsunuz. Bunlarda bir sıkıntı yok belki ama geceyi kanyonun içinde geçirecekseniz eğer o zaman o çantanın içindeki yedek kıyafet ve uyku tulumlarına çok ihtiyacınız oluyor. Daha önce bu tip bir deneyimim olmadığı için Karrimor'un web sitesinden 4 farklı boyda drybag sipariş etmiştim. 10, 15, 20 ve 25lt'lik olan bu çantalar 3 günde elime ulaşmıştı İngiltereden. Toplam fiyatları ise yaklaşık olarak Türkiyenin yarısı kadardı. Eşya hazırlığına biraz fazla önem vermiş olabilirim. Öncelikle İkea'da satılan kilitli poşetler var çeşitli boylarda. Kuru kalması gereken tüm eşyaları tek tek bu poşetlere koyarak içlerindeki havaları alıp kilitledim. Tişört, polar, termal içlik takımı, yün çorap ve pantolon. Bu kıyafetleri bir drybag'e yerleştirdikten sonra ağızını kilitleyip onu da çöp poşetine koyarak ağızını bağladım. Bu işlemi ikinci drybag için de tekrarladım. Sonrasında bu iki çantayı alıp 25lt'lik drybag'in içine yerleştirip ağızını kapatıp onu da çö poşetine sardım. Yemek çantam için de aynı işlemleri tekrarladıktan sonra artık hazır sayılırdım. Hasan abinin getirdiği ambalajcılarda satılan şeffaf büyük poşeti motosikletim için aldığım büyük su geçirmez çantamın içine yerleştirip içlerine drybagleri koydum. Çantamın havasını alarak kapattım. Ne yalan söyleyeyim çanta bana güven vermiyordu çünkü bu tarz sert bir aktivite için yapılmamıştı.

Köyde inip güneşli ve güzel bir havada yürüyüşe başladık. Normal şartlarda treking yaparken aranacak havada idik ama üstümüzde neoprenler vardı. Ormanlık alana girince arazi biraz daha dikleşti ve inişe geçtik. Çok uzun olmayan iniş sonrasında kanyon başlangıcına ulaşmıştık sonunda. Başlangıç yeri aynı zamanda ilk inişin de yapılacağı yerdi. Baha abi öncü idi ve Çerkezköyden bıkmadan her hafta eğitime gelen ekibi ona eşilik edecekti. Arkasında Hakan abi ve Aslıhan vardı. Onların arkalarında body'im Mustafa ve ben. Bizim arkamızdan gelenlerin tam sıralamasını bilmiyorum ama genelde Ahmet ve Oğuz abi hep arkamızdaydılar. Gerçi Oğuz abi Haydarın bodysi idi ama molalar harici denk gelmediler gibi gördüm :)

Kanyon (çok fazla tecrübem ya da görmüşlüğüm olmadığından) bana biraz sulu Yarıkkaya kanyonu gibi geldi ilk başta. Faklı tipte inişler mevcuttu. Çok şiddetli olmasa da su mevcuttu kanyonda. Geçen sene yapılan geçiş sırasındaki su miktarı daha fazlaymış. Gerçi 2015 yılında Mayıs ayında girilmişti kanyona.

Belki kişi sayısının fazlalığı belki de tam anlamıyla birbirimize alışamamaktan ötürü ön ile arka grup arasında sürekli kopmalar yaşanıyordu. Mustafa ile iki grubun ortasında kaldık sürekli. Devam etsek arkadan gelenleri yönlendiremeyeceğiz ve/veya emniyetini alamayacağız. Beklesek ön taraf gidiyor ise aynı sıkıntıyı biz yaşayacağız. İşin bu kısmının biraz daha oturması gerekiyor gibi geliyor. Buradaki en iyi çözüm arka taraf öne ip vermeyerek arayı kapatacak gibi geliyor (haince bir düşünce elbette) Grubun temposu güzeldi ve neşeli geçiyordu faaliyetimiz. GPS çektiği için rota kayıdı yapıyordum ve istasyon kurduğumuz her yerin kaydını aldım. Bir de mümkün olduğu kadar foto çekmeye çalışıyordum. Nikon'un AW130 serisi bir makine vardı ve daha kurcalama şansım olmadan servise binerek kanyona doğru yola çıktığımızdan dolayı deneme yanılma orada öğrenmeye çalışıyordum. Yedek pilimin olmaması ise kurcalamama çok fırsat vermiyordu.

İnişler biribirini takip ederek giderken ben çantam nerede patlayacak acaba diye bekliyordum her attığım şelalede. Sonunda mola vereceğimiz yere gelmiştik. Minibüsten inip köy içinden yürüyüşe başlama saatimiz 10:40, mola yerine varmamız 15:20 idi. Güzel düz bir alanda mola verdik. Burada ilk defa yan geçiş yapacaktım. Atıştırmalıklarımızı yedikten sonra yan geçişimizi yaptık. Buraya gelene kadar yanlış saymadıysam 12 iniş yapmıştık. Yan geçiş yaptığımız yer mola yerine benziyordu fakat ciddi rüzgar alan bir yerdi. İniş sıramızı beklemeye başladık. Bu iniş Deretop kanyonundaki en yüksek iniş idi. Net rakam olmasa da yaklaşık olarak 41,34 mt idi (küsüratlı salla ki inandırıcı olsun hehehe) 17 kişilik ekibin bir kısmı inmişti ve ortak malzeme taşıyanları önce indirmeye çalışıyorduk. Çünkü bu inişten sonra kamp alanına kadar sadece bir iniş kalıyordu ve önden gidenler yemek olayına girsinler istiyorduk. İlk 5 kişi inmişti aşağıya ve sıra Aslıhanda idi. İnişin bir kısmı çok rahat olmasına rağmen yaklaşık yarısında negatife düşen bir iniş. Aslıhan negatife kadar gayet iyi inmiş. Sonrasında aşağıdan sesler gelmeye başladı. Mesafemiz çok olduğu için ve şelalenin de sesi araya girince aşağısı ile sesli haberleşme oldukça zora girdi ama bir sıkıntı olduğunu anlamıştık. Anladığımız Aslıhan ipte kilitlenmişti ve inemiyordu. Nedeni ya da niçini o anda önemli değildi ve hızlıca oradan çıkarmamız gerektiğinden hızlıca bir istasyon daha açılıp yanına tecrübeli birisinin inmesi ve yardım etmesi gerekiyordu. Uzun bir ipimiz daha vardı. Onu açarak yardıma inilebilirdi tabii ki o ipi daha önceki şelalede kaybetmemiş olsa idik. Şelalenin ütündeki arkadaşları uyardık ipi aşşağıya atmamaları konusunda. Onlar da ipi kurulu olan istasyona bağlayrak aşşağıya indirmek istediler. Buraya kadar sorun yoktu. Sorun ilgili ipin istasyona bağlanmadan şelaleye indirilmesinde oldu. Defalarca dalmamıza rağmen çok derin olduğu için dibe ya da ipe ulaşamadık maalsef. Uzun ipimiz de elimizde olmadığına göre eldeki imkanlar ile Hasan abi Aslıhan'ın yanına kadar indi. İndiği zaman karşılaştığı manzara şu idi. negatife düşülen yerde sürtünmeden dolayı ipin mantosu soyulmuş ve Aslıhan iniş yaparken bu manto ATC'de sıkışmıştı. Aşağıda yaşanılanları görmüyorduk. Tam sıralamasını bilmemekle birlikte (Hasan abi yanlışım var ise düzeltirsin lütfen) yapılanlan Aslıhan'ı biraz yukarı çekerek ipin boşa çıkması sağlandı. Aslıhan ile Hasan abi ipleri değiştirdiler (buraları özet geçiyorum) Aslıhan soyulan mantonun altından aynı ipe girdi ve inişini yaptı. Hasan abi bizim tarafımızdan yukarıya çekildi. Buradan yazması kolay tabii bu kadar eylemi, orada yaşamak lazım. Şunun net bir şekilde farkına vardım ki yapılacak olan şeyleri teoride biliyordum. emniyet kemerimde pursik ipim de vardı ama orada ben asılı kalsam beni sesli yönlendirebilecek kimse olmadığı için muhtemelen benzer sorunu yaşardım.

Aslıhan'ı sağ salim indirdikten sonra başka sorunumuz vardı. 11 kişi 40mtlik inişi yapmak için bekliyordu ve elimizdeki en uzun ip 30mt civarında idi. Eğitimde iken Hasan abinin anlattığı bir sistem vardı onunla inecektik aşağıya kadar. İlk benim inmemi istedi Hasan abi. İki ipi birbirine bağladı önce bu iplerden birisini istasyona bağladı. diğeri de aşşağı salındı. istasyondan gelen ipi kendi kemerine bağladığı ATC'ye girdi. Ben de düğümün altına demir 8li ile girdim. Sistem basitti aslında. Benim girdiğim ip aşağıya değene kadar beni yukarıdan hareketli istasyon gibi indirecekler, benim ip yere değince de ben kendi inişimi yapacağım. Yavaş yavaş inişe geçtim ve ilk defa bir şey yapmadan inmenin tuhaflığı ile 40mt'nin tadını çıkartmaya başladım. İp artık yere değmiş olmalı idi ve bana artık sen inişe devam et komutu geldi yukarıdan. Sırtımda çanta ile inişe geçtim. Nefatife geldiğimde Gökhan'ın beni daha önceden uyarması ile (eğer sol elinizi yukarıdan gelen ipi tutmak için kullanma alışkanlığınız var ise o zaman elinizin negatife girildiği yerde sıkışma ihitimali var demektir) sol ele ekstra dikkat ederek negatif inişi yapmaya başladım. Bu sırada aşağıdan Semih abinin sesini duymaya başladım. İndiğim ip yere değmiyordu çünkü ipte kocaman bir düğüm vardı. İnip o düğümü demir 8liye sokarsam ben de kilitlenecektim. Düğüme kadar geldi ve durdum. Durunca sırt çantam beni ters çevirdi ilk yaptığım şey çantadan kurtulmak oldu. Sonrasında biraz doğruldum ama sol elimle düğümü çözemiyordum. Düğüm ipin ucunda olsa idi belki daha kolay olurdu. Sonradan düşününce aklıma gelen şey (ki o aklıma gelmedi cidden) kemerimde pursik vardı ve kendimi ipe sabitleyerek iki elimi kullanabilirdim düğümü çözmek için. Semih abi yukarıyla zar zor iletişime geçip beni yaklaşık 1,5-2mt kadar indirdiler ve ayaklarım kayalara değdi ama aşağıya kadar yaklaşık 10mtden fazla bir iniş vardı, yani zemine gelmemiştim. Yukarıdan gelen ipi tam bırakmadan iki elimi de kullanarak düğümü çözdüm ve inişi tamamladım. Aşağıya indiğimde ağzım boğazım kurumuştu valla :)

Benden sonra inişe Ender abi ve Mustafa devam etti. Mustafadan sonrasını izleyemedim çünkü hem şelalede ipi ararken suda epey kalmıştım hem de düğüm olayı beni çok yormuştu. Şimdi diyebilirsiniz ki e herkesi böyle indirdiniz de son inen nasıl indi. Hasan abi son inen kişi oldu ve negatife gelmeden kayaya bold çakarak yeni bir istasyon kurdu kendisine. Kurduğu bu istasyon sayesinde ipleri de toplayarak inişini tamamladı. Bizden sonra oradan inen olur ise ve o boldu orada görürse ne düşünür bilemedim. Zor bir inişi Hasan abinin liderliğinde başarılı bir şekilde yaptık.

Kamp yerine gelirken son bir iniş vardı. O inişe geldiğimde gün boyunca ayrılmadığımız bodymle sırayla iniş yaptık. doğal istasyon kurulmuştu ama ipe giriş şeklimizden dolayı rahatsız olmuştum. İniş uzun değil ama duvar çok kaygandı ve ayaklarınızı kullanamıyordunuz. Biz dizlerimizi duvara dayayrak yavaş bir iniş yaptık. Mustafayı kamp yerine yollayıp benden sonra gelecek olan kişiyi bekledim. Onu da sağ salim indirdikten sonra kamp alanına vardım. Ateş yakılmış ortak yiyeceklerin gelmesi bekleniyordu. Alana gelen üstünü değiştirip kalacak yerini seçip rezerve ediyordu kendi adına. Murtazanın yanı boştu ve oraya çöreklendim hemen. İnişler uzun sürdüğü için bekleyişimiz de uzun sürdü. Bu sırada Hakan'ın son işinde (kaygan duvarı olan) 4-5mtden sırt üstü düştüğünü öğrendik. Kendisi de gelmişti ve Allah'tan hiçbir şeyi yoktu. Sırt çantasının üzerine düştüğü için hava yastığı görevi görmüş ve kendisini korumuştu. Genç delikanlı da olunca işin içinde turp gibi idi Gökhan. Burada şunu öğrendik ki sizden önce kaç kişi inerse insin mutlaka gireceğiniz istasyona bir göz de siz atın. Ve otomatik kilitli karabine kullanmayın. Gökhan'ın ki iniş sırasında (muhtemelen bir yere takıldı ya da çarptı) kendiliğinden açılmış.

Gece güzel geçti. Haydar'ın yaptığı alışveriş sayesinde herkes ete doydu. Sağolsun tatlıya kadar düşünmüştü. günün yorgunluğu da çok olunca derin kanyonun duvarlarının arasından görünen ince gökyüzündeki güzelim yıldızların altında mükemmel bir uykuya dalmıştım. Sabah 5.30 gibi uyanıp bir foto çekip tekrar yattım ve güne Semih abinin sesi ile 06:30 civarında başladık  :)

Kahvaltıdan sonra yola çıktık hemen. İlk iniş, ikinci üçüncü derken kanyon bir anda sulu Yarıkkayada Hormaya dönmüştü. Kaydıraklar bolca vardı. Atlama yerleri mevcuttu. Önce çantayı at ve sonra kendin atla. Ya da kaydırakta isen önce çanttayı yolla sonra otur kaydırağa ve bekle. Sular biriksin arkanda ve bırak kendini kaydırağa. Burada dikkat etmeniz gereken şey bacaklar her zaman kapalı olacak ve ayaklarını birbirine değecek. Ellerinizi de göğüs hizanıda can yeleğinden tutarsanız son derece güvenli ve ahat bir kayış yaparsınız.

Son atlama yerine geldiğimde Hasan abi için istasyon kurulmuştu. Ya burası için Hasan abinin ihtiyacı mı var derken adam ipe tutunarak yukarı çıktı ve koşarak tekrar suya atladı. Onun atladığı yerde iple inmek saygısızlık olur diyerek ben de koşarak atladım. Peşime Mustafa ve Murtaza da gaza gelerek yukarı tırmandılar ve onlar da atladı. Atladığımız bu yerde kanyon bir anda vadiye dönmüştü. Uzun sayılabilecek bir yürüyüş yaptık sırtımızda çantalar ile birlikte. Epey yürüdükten sonra Hasan abiyi solda yayılmış yatarken gördük. Sağ tarafta da Aslıhan ve Gökhan sırttan treking modunda iniş yapıyorlardı. Hasan abiye nereden diye sordum siz seçin dedi. "treking yapmaya gelmedim" diyerek hayatımın ilk istasyonunu kurdum. Tabii önce Ömer abiye kontrol ettirdim var mı yanlış yaptığım bir şey diye. Kendi kurduğumdan ilk ben ineyim diyerek inişimi yaptım. 4-5 kişi daha inince de çıkışıa doğru yürümeye devam ettim. Suyun kenarında İlhan ve minibüsü görüğümüzde sona geldiğimiz anlamıştık. Üstlerimiz değiştirip bir şeyler atıştırdıktan sonra ilk hedefimiz Eskişehir'e doğru yola çıktık. Eskişehir'de aldığımız ekibi aldığımız yere bırakarak İstanbul yoluna devam ettik.

Bu etkinlikten çıkartılması gereken dersler olduğunu düşünüyorum.

Bu etkinlikten çıkartılması gereken dersler olduğunu düşünüyorum.

- Ekip 17 kişiden oluyordu
- Body sistemi vardı
- Ön taraf ile arka taraf kopuyordu gün içerisinde
- Ortada olanların bu sefer bekleme süresi artıyordu ve yeri geldiği zaman bekleyecek kuru yer bulunamadığı için suda bekliyorduk
- Eğitimde kanyon içi haberleşme dersi vardı. Fakat gördüğüm kadarı ile yetersiz kaldı. Aslıhanın ve benim durumunda (aynı nokta) aşağısı ile haberleşme sağlıklı yürümedi. bunun için su geçirmez telsiz arayışına başladım ve buldum. Dernek ile konuşup bu konu üzerine biraz düşmemiz gerektiğini düşünüyorum.
- Teorik eğitimlerimizde sorun yok ama bence biraz daha pratik yapmalıyız. Ballıkayalar olur ya da gezi parkındaki bir ağaç olur önemli değil ama ipten ipe geçişi bu işi yapan ve/veya yapacak olan herkesin bilmesi gerekiyor. Hasan abi her zaman yanımızda olmayabilir.
- İpi taşıma konusunda daha dikkatli olmamız gerektiğini yaşayarak öğrendik. 2 uzun ipin biri manto soyuldu diğeri ise şelalede kaybetitğimiz için kullanım dışı kaldı. İpin aşağıya atılmaması gerektiğini kafamıza net bir şekilde yazmamız gerekiyor.
- Arabadan indiğimiz nokta (40.016475, 31.094639)
- Kanyon çıkış noktası (40.045717, 31.117108)

Sonuç olarak benim son derece keyif aldığım, aksiyonun bol olduğu, sakatlıkların yaşanmadığı ekibin pozitif ve güzel yüzlü olduğu başarılı bir kanyon geçişi yapıldı. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Bir sonraki kanyonda görüşmek dileğiyle.

Gezer ve yazar...

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları

Disqus Yorumları